Doğu’nun Merkezine Seyahat 1850-1950

Pierre de Gigord Koleksiyonu’ndan İstanbul’da Gezginlerin 100 Yılı

Sunan: İstanbul Araştırmaları Enstitüsü

Sebah & Joaillier adlı sanatçının Osmanlı giysili kadın ve erkekler. adlı çalışması (1890 civ.)İstanbul Araştırmaları Enstitüsü

SEYAHAT ÖZGÜRLEŞTİRİR

“Doğu’ya Seyahat” bir “Doğu Sorunu” etkinliğidir. 18. yüzyılda kıta Avrupasını kapsayan “Grand Tour”dan “Levant”a açılan seyahat düşüncesi, 19. yüzyıl boyunca dönüşüm geçirir. Önce bilim kuruluşları adına araştırma yapan gezginler, misyonerler ve çalışma odalarını terkeden her düzeyde amatör araştırmacılar, antik dünyayı keşfetmek, toplumsal hayata ilişkin bilgi toplamak ve eski mitlerin izini sürmek amacıyla Doğu topraklarına ayak basarlar. Seyahat edebiyatının klasiklerini kaleme alan bu gezginleri, Kırım Savaşı sonrasında turist grupları izler. Bilim kuruluşları yerine seyahat şirketlerinin yönlendirdiği bu meraklı müşteri kalabalığı, İstanbul’un hemen her yerinde görünmeye başlar. Kafalarında bir önceki gezgin kuşağının yarattığı Doğu imgesi vardır: Sultan’ın haremi, dönen dervişler, sokak köpekleri, çarşaf ve peçenin ardındaki kadın cinselliği, imgenin en kışkırtıcı yönleridir. Gezilen yerlerin repertuvarı ise pek değişmez: Sultanahmet Meydanı, Salatin camileri, Kapalı Çarşı, Mısır Çarşısı, Beyoğlu, Boğaziçi ve Adalar... Aynı dönemde kitle turizmi kent hayatına otelleri de kazandırır. Büyük Londra Oteli, Tokatlıyan Oteli, Bristol Oteli ve Pera Palas da kapılarını Avrupalı turistlere açarlar. “Doğu Sorunu”nun başlattığı bu turizm hummasının sloganı ise o günden bugüne hiç değişmez: Seyahat Özgürleştirir!

Penning the classics of travel literature, these travelers were followed by tourist groups after the Crimean War. Guided by travel companies instead of academic institutions, these curious crowds began to appear in almost all parts of İstanbul. They were obsessed with the Eastern image the previous generation of travelers had created: the Sultan’s harem, whirling dervishes, stray dogs, and female sexuality hidden behind the veil and the chador were the most provocative aspects of this image.

Abdullah Biraderler adlı sanatçının Avrupalı turist. adlı çalışması (22-04-1867)İstanbul Araştırmaları Enstitüsü

The repertoire of the itinerary was roughly the same: Sultanahmet Square, Saladin Mosques, the Grand Bazaar, the Spice Bazaar, Beyoğlu, the Bosphorus, and the Prince’s Islands.

Haydarpaşa Tren İstasyonu’nu gösteren renkli kartpostal. (1907)İstanbul Araştırmaları Enstitüsü

During the same period, mass tourism gave rise to hotels in the city. Hotels such as Londra (London), Tokatlıyan, Bristol, and Pera Palace opened their doors to European tourists as well. Throughout the years, the slogan of the “travelmania” instigated by the “Eastern Question” remained the same: Travel Liberates!

Karaköy Meydanı’nda Wagons-Lits bürosu. (1930'ların başı)İstanbul Araştırmaları Enstitüsü

YENİ HAYATIN GEOMETRİSİ: SEYAHATİN MANTIK PROGRAMI

Seyahatin bir mantık programına göre düzenlenmiş klasik kurallarına şiddetle karşı çıkan Gérard de Nerval, kendisini demiryolunun düz mantığına değil, yolcu arabalarının rastlantısallığına bırakmış kaprisli bir seyyah olarak tanımlar. Rastlantı, Nerval’e göre yaratıcılığın ve mucizenin kapılarını açmaktadır. Kuralların kör edici arenasında hayatta kalma mücadelesi vermektense, rastlantının beşiğinde bir çocuk kadar saf rüyalar görmek onun öncelikli tercihidir. Yayıncısı Timothée O’Neddy’e yazdığı bir mektupta, istasyonların toplumsal kesinliğinden, tarifeli vapurların şaşmazlığından şikâyet eder ve Avrupa’nın kurduğu yeni hayat geometrisini eleştirir: “Ne garip bir kent Konstantinopolis! İhtişam ve sefalet, gözyaşları ve sevinç; başka yerlerdekinden çok daha fazla keyfî davranış, ama aynı zamanda da daha fazla özgürlük var burda; dört farklı halk, birbirinden çok da nefret etmeden birlikte yaşıyorlar. Türkler, Ermeniler, Rumlar ve Yahudiler, aynı toprağın evlâtları olan bu insanlar, bizim çeşitli taşra halklarımızın ya da farklı taraftar gruplarının beceremediği gibi değil, çok daha fazla hoşgörü gösteriyorlar.” demektedir. Seyahatin yaratıcılığından uzaklaşıp tekdüze bir tüketim etkinliğine dönüşmesi ise Sultan Abdülmecid döneminden günümüze uzanan ticari bir serüvendir.

Sebah & Joaillier adlı sanatçının Pera Palas Oteli adlı çalışması (19. yüzyıl sonnu)İstanbul Araştırmaları Enstitüsü

In a letter he wrote to his publisher Timothée O’Neddy, de Nerval complained about the social predictability of stations, the punctuality of scheduled boats, and criticized the new geometry of life Europe has established: “What a bizarre city, this Constantinople! Glamour and destitution, tears and joy; people act more arbitrarily here than anywhere else, but that also comes with more liberties.

As children of the same land, they show far more tolerance to one another than our various provincial people or diverse partisan groups ever could. Four different communities coexist without hating one another too much. Turks, Armenians, Greeks, and Jews.

The decline of creative travel and its transformation into a monotonous act of consumption, on the other hand, was a commercial adventure that extended from the reign of Sultan Abdülmecid to the present.

Abdullah Frères adlı sanatçının Pera Palas Oteli’nden iç görünüm. adlı çalışması (19. yüzyıl sonnu)İstanbul Araştırmaları Enstitüsü

PERA PALAS

19. yüzyıl sonuna doğru Avrupa burjuvazisinin İstanbul’a gösterdiği ilgi giderek artmaktadır. Kentin modern mimari sembolleri arasında kabul edilen oteller bu dönemde hizmete girdiler. Orient-Express’i Paris-İstanbul arasında işleten Compagnie Internationale des Wagons-Lits’nin zengin müşterileri için yaptırdığı Pera Palas bu lüks otellerin en tanınmışıdır. İnşası 1894 sonunda tamamlanan ve 1895 başında hizmete açılan Pera Palas, döneminin konfor anlayışına sahipti: Kalorifer, sıcak su, asansör... Mimar Alexandre Vallaury’nin eseri olan otel, dönemin rağbet gören eklektik üslubuyla oryantalizmin klasikleşmiş çizgilerini yansıtır. Balo salonu bu oryantalist etkinin en göze çarpan kısmıdır. Salonun batısında biri büyük ikisi küçük olmak üzere yemek salonları bulunur. Mütareke dönemi boyunca bu salonlar âdeta işgal kuvvetlerinin karargâhına dönüşmüş, Osmanlı Devleti’nin geleceğine ilişkin pek çok önemli karar bu salonların gizemli ortamında alınmıştı.

Designed by architect Alexandre Vallaury, the hotel reflected the classic lines of Orientalism coupled with the highly popular Eclectic style of the period. The ballroom, for example, epitomized the Orientalist influence. It featured one large and one small dining hall on both ends. Throughout the years of Armistice, these halls were almost transformed into the headquarters of the Occupying Forces and a number of critical decisions concerning the future of the Ottoman Empire were made in their mystical atmosphere.

Roger Broders adlı sanatçının Simplon-Orient-Express afişi. adlı çalışması (1921)İstanbul Araştırmaları Enstitüsü

T. Wild adlı sanatçının Karaköy rıhtımı. adlı çalışması (1900-10)İstanbul Araştırmaları Enstitüsü

SEYYAHIN HAZ REHBERİ

Programlı Doğu seyahatinin ana ilkesi, geleneksel ile modernin üzerindeki şalı kaldırmak ve ortaya çıkan farklılıkların yarattığı gerçeklik hazzını turistlere yaşatmaktı. Sur içi İstanbulu’nun köhneleşmiş tarihsel yapısı ile Galata–Beyoğlu’nun geleceğe dönük modern yüzünü aynı çerçeve içinde görmek, bir Avrupalı için, bu açıdan hayli etkileyiciydi. Bütünüyle geçmişte kalması arzu edilen bu fes ve çarşaf uygarlığı, modernleşmenin yolunda tökezledikçe, sergilenen trajediden alınan hazzı da büyütüyordu. Kentin sokaklarına dağılmak, özgürce dolaşmak, rehberler tarafından pek yapılmaması gereken hareketler arasında sayılıyordu; çünkü tökezleyen modernleşme, kentten alınacak hazzı Batı adına ne kadar çoğaltsa da, tekin olmayan bir ortamın kuralsızlığına karşı henüz tam anlamıyla bir güvenlik dünyası inşa edilememişti. Dönemin rehber kitapları, İstanbul’u ziyaret edecek turistleri, karşılaşacakları güçlükler ve olumsuzluklar konusunda pek çok uyarıyla doludur. Gerçekte ise her uyarı, zihinlerin derinliklerine kök salmış ön yargıların birer yansımasıydı.

Hoping to be left entirely in the past, the more this civilization of fez and chador stumbled on the path to modernization, the more it was augmenting the pleasure Westerners derived from watching such a display of tragedy.

Roaming the streets of the city freely was not advised by the guides, for as much as the stumbling modernization increased the pleasure the West took from the city, a wall of security in the fullest sense had not yet been built for a city still unrestrained by law. The guidebooks of the period were filled with warnings about the challenges and unfavorable circumstances tourists visiting İstanbul could face. In reality, each warning was a reflection of the prejudices deeply rooted in the minds of foreigners.

Orient-Express’i Salzburg İstasyonu’nda gösteren renkli kartpostal. (20. yüzyıl)İstanbul Araştırmaları Enstitüsü

Doğu İmgesi

Doğu imgesi ne tam bir gerçeklik ne de tam bir hayal ürünüydü; her ikisinin de iç içe geçtiği, biri diğerinin varlık nedeni olabilen zihinsel kurgunun ifade aracıydı. Avrupalı seyyahların gözlemleri ve hayalleriyle şekillendirilmiş bu imgeler, İstanbul’u ziyaret eden turist gruplarının kente bakış açılarını da belirliyordu. Kudretli hükümdarın sarayı, harem kadınları, Boğaziçi yalıları, Sultanahmet Meydanı, dilenciler, dönen dervişler, sokak köpekleri, tulumbacılar, mezarlıklar vs. gibi karmaşık bir kültürel tasarımı temsil eden bu toplumsal değerler bütünü, aynı zamanda hem Doğu için açık bir davet hem de Batı’nın Doğu’yu değerlendirme aracıydı.

The palace of the mighty sultan, harem women, seaside mansions of the Bosphorus, Sultanahmet Square, beggars, whirling dervishes, stray dogs, firefighters, cemeteries, and other social values that represented a complex cultural design altogether comprised both an open invitation to the East and a point of reference for the West.

Trianon Concert’te gerçekleştirilen Orient Express adlı gösterinin ilanı. (1896)İstanbul Araştırmaları Enstitüsü

1883’ten önce İstanbul’a düzenlenen tren seferleri, henüz belli bir tarifeye ve programa göre yapılmamaktadır. Paris, Berlin ya da Roma’dan kalkan trenler üst tabaka insanları kadar, kıymetli ticari eşyaları da İstanbul’a taşırlar. Bazen bu seferlerde, tren katarına, lüks düşkünü Avrupalı burjuvalara ayrılmış özel vagonlar da eklenir. Bu vagonlar kısa süre sonra raylar üzerinde görülecek olan Orient-Express’in de habercisidir.

Jules Chéret adlı sanatçının Orient-Express kartpostalı. adlı çalışması (1888)İstanbul Araştırmaları Enstitüsü

19. yüzyıl Avrupası’nda hızla yaygınlaşan lüks seyahat tutkusu, 1883’te Orient-Express’in Paris-İstanbul hattının açılmasıyla yeni bir boyut kazanır. Orient-Express’in işletmecisi Wagons-Lits, 1889’a kadar Tuna üzerinden İstanbul’a aktarmalı seferler düzenler. 1895’te Pera Palas’ı satın alan şirket, konfordan taviz vermez. Özellikle güzergâh üzerindeki ülkelerin mutfağını ve müziğini seçkin konuklarına sunar. Son yolculuğunu 27 Mayıs 1977’de yapan Orient-Express, Doğu ile Batı’nın birlikte yarattıkları kültürel ikonların başında gelir.

As the historic operator of the Orient-Express, Wagons-Lits organized rides to İstanbul via the Danube until 1889.

Having purchased the Pera Palace in 1895, the company made no concessions on comfort and offered the cuisine and music of the countries on its itinerary to select guests.

Anonymous adlı sanatçının Revue Générale des Sciences [Genel Bilimler Dergisi] tarafından düzenlenen bilimsel sefer. adlı çalışması (Autumn 1903)İstanbul Araştırmaları Enstitüsü

Completing its final journey on May 27, 1977, the Orient Express is considered one of the ultimate cultural icons that the East and the West created together.

Anonymous adlı sanatçının Karaköy rıhtımı adlı çalışması (1894)İstanbul Araştırmaları Enstitüsü

Souvenir de Constantinople (20. yüzyıl)İstanbul Araştırmaları Enstitüsü

Anonymous adlı sanatçının Karaköy’de Vagon-Li’nin (Wagons-Lits) reklam ışığı adlı çalışması (1930'lar)İstanbul Araştırmaları Enstitüsü

İstanbul’a yapılan deniz seyahatleri, tarihsel açıdan birbirini bütünleyen iki ayrı güzergâhta gerçekleşmiştir: 1829’da Tuna Denizcilik Şirketi’nin başlattığı ve 1870’lere kadar süren Tuna Nehri–Karadeniz üzerinden İstanbul’a bağlanan kuzey yolu ve 1833’te faaliyete geçen Akdeniz–Adriyatik hattı, yani Güney yolu. 1851’de Messageries Maritimes’ın işlettiği vapurların Fransadan kalktığı liman Marsilya’ydı. Bu hat, aynı zamanda II. Abdülhamid istibdatından Avrupa’ya kaçan Jön Türkler’in de en çok kullandıkları güzergâh olmuştu. 20. yüzyıla gelince, havayolu şirketlerinin düzenledikleri ilk tarifeli seyahatlerin başlangıcına tanıklık edilir. 1923’te (daha sonra adı Compagnie Internationale de Navigation Aérienne olan) CIDNA şirketi, Sofya üzerinden İstanbul’a uçak seferleri düzenler.

This line was also the one most frequently used by the Young Turks fleeing the oppressive regime of Abdülhamid II. The 20th century witnessed the first scheduled flights organized by airline companies. In 1923, a French-Romanian airline company, which later took on the name CIDNA (Compagnie Internationale de Navigation Aérienne), began flying to İstanbul via Vienna, Budapest, and Belgrade.

Anonymous adlı sanatçının Bristol Oteli adlı çalışması (1909)İstanbul Araştırmaları Enstitüsü

19. yüzyılda başlayan programlı seyahat etkinliklerinin üçlü sacayağı, üst ve orta sınıf gezginler, seyahat şirketleri, konaklama ve hizmet sektörü. Belli bir zaman dilimi içinde programlaştırılmış bu etkinliklerin İstanbul durağında, kentin bugün de turizm öncelikli bölgeleri ve tarihi eserleri, bir rehber önderliğinde gezdirilir. Özellikle tarihsel yarımada içinde kalan bölge hem Bizans hem de Osmanlı kültürü açısından önem taşır. Bölgenin kalbi Sultanahmet Meydanı ve Kapalı Çarşı’dır. Bu bölgede İstanbul’un hem geleneksel kültürünü hem de insan profilindeki çeşitliliği iç içe görmek mümkündür.

Abdullah Frères adlı sanatçının Hamal adlı çalışması (1880 civ.)İstanbul Araştırmaları Enstitüsü

Batı'ya Açılan Pencereler: Oteller

Otelcilik 19. yüzyıl ortalarında İstanbul için yeni bir meslekti. Bu modern mekânların ortaya çıkışını ve işlevlerini yalnızca ticari yönden değerlendirmek yanlış olur. Bu mekânlar, aynı zamanda modernleşme yanlısı İstanbul halkının Batı’ya açılan pencereleriydi. Pera Palas, Tokatlıyan ve Bristol gibi oteller yalnızca Avrupalı turistlere lüks konaklama olanağı sağlamıyor, kentin yerli sakinleri için de modern kültürün öğrenilebileceği birer okul işlevini de üstleniyorlardı. Dönemin gazetelerine verilen otel ilanlarındaki piyano ve dans dersleri, Batılı adab-ı muaşeretin de zeminini hazırlıyordu.

Ayaspaşa’da Park Otel’i gösteren kartpostalİstanbul Araştırmaları Enstitüsü

Hotels such as the Pera Palace, Tokatlıyan, and Bristol not only offered luxury accommodation to European tourists, but they also functioned as schools in which locals of the city could learn the ways of modern culture.

Abdullah Frères adlı sanatçının Pera Palas Oteli’nden iç görünüm. adlı çalışması (19. yüzyıl sonu)İstanbul Araştırmaları Enstitüsü

Piano and dance lessons offered in the hotel advertisements appearing in newspapers of the period prepared the groundwork for Western decorum.

Abdullah Frères adlı sanatçının Pera Palas Oteli’nden iç görünüm. adlı çalışması (19. yüzyıl sonu)İstanbul Araştırmaları Enstitüsü

Hazırlayanlar: Hikaye

Küratörler: Ekrem Işın, Catherine Pinguet
Koordinatörler: Zeynep Ögel, Erkan Bora, Gülru Tanman
Çeviri: Melis Şeyhun Çalışlar
Dijital Adaptasyon: Irmak Wöber, Umut Koca

Katkıda bulunanlar: Tüm medya
Bazı durumlarda öne çıkan hikaye bağımsız üçüncü taraflarca yaratılmış olabilir ve aşağıda listelenmiş olan içeriği sağlayan kurumların görüşlerini her zaman temsil etmeyebilirler.
Google uygulamaları