Sedad Hakkı Eldem’i Anla(t)mak I: 1930-1950

SALT

Mimarî stil, milletin ve inklilâbın karakterini taşımalıdır. Sedad Hakkı Eldem, 1939

Mimari üretim biçiminin; sosyal, siyasi, ideolojik alanlarla iç içe girmiş doğası, onun arkeolojisini sistematik bir biçimde ortaya koymayı neredeyse imkânsız hale getirir. Özellikle, Sedad Hakkı Eldem kadar, üretim ve karakteri ile ezber bozucu bir figür söz konusu ise, bu analiz daha da zorlaşır. Buna rağmen, Türkiye mimarlığına hem tarihsel hem de biçimsel anlamda damgasını vurmuş olan Sedad Hakkı Bey’in yazılı ve mimari pratiği üzerine konuşmak, onun Türkiye mimarlık tarihindeki yerini sistematize etmeden anlamaya ve anlatmaya çalışmak son derece kritik ve zaruridir. “Sedad Hakkı Eldem’i Anla(t)mak I ve II” sanal sergileri, mimarın uygulanmış ilk projesi olan, 1931 tarihli Budapeşte Fuarı Türk Pavyonu’ndan, yaşam ve kariyerinin son projelerinden biri olan 1976-1979 yıllarında yaptığı Alarko Ofis Blokları’na kadar geçen yaklaşık 50 yıllık bir mimarlık üretimini anlatır. Seçkiler, Eldem’in üretimlerini dönemsel ve üslupsal sınıflamalara ayırmaktan kaçınır ve kronolojik bir yöntemi benimser. İçeriğin algısını kolaylaştırmak adına projeler 1930-1950 ve 1950-1980 aralıklarına ayrılarak iki seçki halinde sunulur. Sedad Hakkı Eldem’in mimari üretimlerini anlamaya ve anlatmaya çalışan bu sergilerde yer alan yapılar, tasarlandıkları dönemin toplumsal arka planları da dikkate alınarak değerlendirilirler. Bu bağlamda sergiler, Eldem’i kategorize etmeden farklı okumalara, yorumlamalara açma denemeleri ve bir anlamda mimarın arşivinin havalandırılmasıdır. “Sedad Hakkı Eldem’i Anla(t)mak I ve II” sergileri, Rahmi M. Koç Arşivi ve SALT Araştırma’nın iş birliği ile dijitalleştirilerek kataloglanan Sedad Hakkı Eldem Arşivi’nden derlenmiştir.
Sedad Hakkı Eldem kimdir?
Sedad Hakkı Eldem, 1908’de İstanbul’da, Osmanlı üst sınıfına mensup bir ailede, İsmail Hakkı Bey ile Azize Hanım’ın üçüncü çocuğu olarak dünyaya gelir. Babasının diplomat olması sebebiyle Sedad Hakkı Eldem’in çocukluk ve gençliği, Avrupa’nın, başta Cenevre, Münih ve Zürih olmak üzere, çeşitli kentlerinde geçer. İlköğretimini Fransızca gören Eldem, liseye Almanya’da gider. Bu durum Eldem’in iki dile de fazlasıyla hakim olmasını sağlayacak, hatta ülkeye döndüğünde Türkçe’yi kullanırken bazı zorluklar dahi yaşayacaktır.Sedad Hakkı, 1924’te İstanbul’a döner ve aynı yıl, Sanayi-i Nefise’de hocalık yapan mimar Vedad Tek ile tanışıklığı aracılığıyla bu okula kaydını yaptırır. Öğrencilik dönemini çoğunlukla Guilio Mongeri’nin atölyesinde geçirir, becerilerine oldukça ilgi gösteren bu mimarın yanında staj yapma şansına da sahip olur.
1928’de okuldan mezun olan Eldem, devlet bursuyla üç yıllığına Avrupa’ya gönderilir. Paris ve Berlin başta olmak üzere birçok Avrupa kentini dolaşır, Auguste Perret ve Hans Poelzig gibi mimarlarla çalışma, Le Corbusier’le ise tanışma şansı yakalar. Üç yıl sonlanmadan, 1930’da, Güzel Sanatlar Akademisi’nden (eski Sanayi-i Nefise) gelen davet üzerine Türkiye’ye döner. 1931’de, Budapeşte Fuarı Türk Pavyonu’nun inşa edilmesiyle mimarlık pratiği, 1932’de Akademi’ye atanmasıyla da akademik hayatı başlar. 1988’de hayatını kaybedene kadar iki alanda da sınırsız üretim ve katkı gerçekleştirecek ve Türkiye mimarlık tarihine, Cumhuriyet’in en önemli mimarlarından biri olarak geçecektir.
Uluslararası Budapeşte Fuarı Türkiye Pavyonu, Budapeşte, Macaristan, 1931
Sedad Hakkı Eldem’in uygulanan ilk yapısıdır. Fuar yapılarının ülke temsiliyeti bağlamında önemleri göz önüne alındığında, Eldem’in henüz 23 yaşında olmasına rağmen mimarlık ortamında kendine bir yer edindiği kesindir. Kısa sürecek olan fuar için tasarlanan yapı modernist karaktere uygun olarak modüler, hafiflik gereksinimine uygun olarak ahşap bir strüktür halinde, dolayısıyla kolay inşa edilebilir şekilde tasarlanmıştır. Üç ayrı kademeden oluşan yapıda, sekizgen merkezin konumlandığı orta kısmın pencerelerinin, Sedad Hakkı’nın hayatı boyunca izini süreceği Türk Evi’nin pencere oranlarına uygun olduğu fark edilir. Ahşap malzeme iç mekanda Türk Evi etkisini arttırır. Merkezin ortasına, dönemin temsiliyet mekanizmalarının en güçlü araçlarından biri olarak bir Atatürk büstü yerleştirilmiştir. Aynı yıl yayımlanmaya başlanan Mimar dergisinin 6. sayısında yer alan ve pavyonu anlatan metin, fuar yapılarının ülke için önemi ve özdeşliğini bir kez daha gözler önüne sermektedir:“Budapeşte’deki Türk pavyonu yeni Türkiye için bir muvaffakiyettir. (...) Bu seneki sergi için tertip hey’eti bir Türk mimarına müracaat edilmesine ve teşhir tarzile daha derinden meşgul olunmasına karar vermiştir. Sergi binası için de şimdiki Türkiye’yi daha iyi temsil edecek bir mimari üslup istenmiştir. (...) İsteriz ki, bu misal mimari işlerine ehemmiyet vermeyenlere bir ders olsun.”

Türkiye Pavyonu, iç mekan, 1931

Türkiye Pavyonu, arka cephe, 1931

Ceylan Apartmanı, Taksim, İstanbul, 1932-1933
Ceylan Apartmanı, Eldem’in ilk büyük yapısıdır. Bu sebeple üzerinde özenle çalışılmış, yapı en ufak detayına kadar ayrıntılandırılmıştır. Bina, Taksim Gezi Parkı’nın karşısındaki adanın köşesindeki üçgen parselde yer alır. Her birinde birer daire bulunan altı kattan oluşan yapıda dairelerin salonları, parselin şeklinden yararlanılmak suretiyle üç yöne bakacak şekilde konumlandırılır. Bodrum ve teras katlarına da sahip olan binanın zemin katında dükkânlar bulunur. Cephe düzeninde geniş pencerelerle birlikte, yataylık etkisini güçlendiren derzler yer alır. Sadelik ve yataya yapılan vurgu Uluslararası Üslup’a uygun olmakla birlikte, Eldem yine gelenekten tam olarak vazgeçmemiş, dairelerin giriş hollerini sekizgen planlı olarak tasarlayıp mermer kaplamıştır. Henüz 24 yaşındaki bir mimar için gerek tasarımsal gerekse kütlesel anlamda oldukça prestijli olan bu bina günümüzde halen konut olarak işlevini sürdürmektedir.

Ceylan Apartmanı ön cephesi, 1932-1933

Ceylan Apartmanı, bir dairenin salonu, 1932-1933

Ceylan Apartmanı ve Cumhuriyet Caddesi, 1932-1933

SATIE Büro ve Servis Deposu, Fındıklı, İstanbul, 1932-1934
Sedad Hakkı Eldem’in modernizmle ilişkisini anlatan en kritik binalardan biridir. Societe Anonyme Turque d’Installation Electrique (SATIE) şirketi için ofis ve depo binası olarak tasarlanmıştır. Düz çatısı, yatay bant pencereleri ve kübik kütlesi, Le Corbusier’nin pürist ilkelerine referans verir niteliktedir.Çok katlı, büyük ölçekli ve farklı fonksiyonlu yapılar Sedad Hakkı Eldem’in Türk Evi göndermelerinin kaçınılmaz olarak dışına çıkar. SATIE binası, benzeri yapılar içinde en karakteristik olanı, Uluslararası Üslup’a en yakın duranı olarak kabul edilebilir. Yapı 1950’lerin sonunda yıkılmıştır.

SATIE binası ön ve yan cepheleri, 1932-1934

SATIE binası, yan cephe, 1932-1934

Gümrük ve İnhisarlar Vekaleti / İnhisarlar Umum Müdürlük Binası, Ankara, 1934-1937
Sedad Hakkı’nın “Türkiye’nin ilk modern binası” şeklinde tariflediği Ankara’daki İnhisarlar Umum Müdürlük Binası, 1934’te açılan uluslararası yarışma için tasarlanmış bir projedir. Sedad Hakkı Eldem’in tasarımı, yarışmaya katılan 18 proje arasında birinci olur. Proje, devlet yarışmaları için tasarlanan büyük ölçekli binaların genel karakteristiklerine sahiptir: Dev bir kütle, masif tuğla ve taş kaplama cepheler, kolonadlı girişler ve aksiyel simetri gibi ögeler projede yerini alır. Tasarımın tamamı uygulanamaz. İki küçük avlu bir büyük avluya dönüşür ve ana kütlede faklılıklar meydana gelir. Eldem yapıda birtakım kütle oyunlarına başvursa ve pencere oranlarıyla geleneksel mimariyi yeniden yorumlamış olsa da bina, Ankara’daki meclis ve benzeri kamu binalarının genel morfolojisinden çok farklı değildir.

Avlu cephesi, 1934-1937

İç mekan merdivenleri, 1934-1937

İç mekan, 1934-1937

Termal Oteli, Yalova, 1934-1937
Sedad Hakkı Eldem’in Termal Oteli, 21 projenin katıldığı, Ernst Egli’nin de jüri üyesi olarak yer aldığı bir yarışmanın birincilik ödülü almış projesidir. Eldem, Yalova Termal Oteli’ni “Milli Mimari hareketinin ilk ürünü” olarak niteler. Kütlede gözlemlenen düşey eleman tekrarları ve modüler vurgular bunun tersine işaret etmekle birlikte, çatı detayları, revaklar ve Sedad Hakkı Eldem tarafından kafeslerle çevrilmiş iç mekan özellikleri Türk Evi ve geleneksel mimarlık karakteristiklerini yansıtır. Bina, söz konusu üslup özelliklerinin büyük ölçeğe taşınması ve farklı bir fonksiyona uyarlanması açısından son derece kritiktir. Yalova Termal Oteli, 1983’te yıkılmıştır.

Bölümsel cephe, 1934-1937

Bölümsel giriş cephesi, 1934-1937

İç mekan, 1934-1937

Ağaoğlu Konutu, Teşvikiye, İstanbul, 1936-1938
Sedad Hakkı Eldem’in kariyerinin gerçek anlamıyla en “modern” projelerinden biridir. Teşvikiye Camii’nin sırtlarında eski bir konağın temellerinin üzerinde inşa edilmiş, eski yapı malzemelerinden de yararlanılmıştır. Tek bir ev değil, altında kira daireleri bulunan iki katlı bir apartmandır. Türk Evi’nin Oval Sofa öğesi bu projenin en önemli unsurlarından biridir. Ancak Eldem projede bu öğeyi salon olarak, yani yerini değiştirerek ve biçimsel olarak kullanır. Bu biçimsel kaygı geleneksel değil tam tersi modernist bir tutum olarak algılanabilir, ancak bu sayede Eldem gelenekseli yorumlayarak, uyarlayarak modern bir hibrit, eşine az rastlanır bir mimari anlayış yaratır. Aynı hibritlik geniş saçaklarla bant pencerelerin aynı morfolojide yer almasıyla da oluşturulur. 1938 yılının 94 sayılı Arkitekt dergisinde proje şu ifadelerle tanımlanır: “Ortadaki Oval Salon, kat irtifasının yüksekliği, salonun iç mimarisi ve diğer inşaat aksamındaki hatlar, bize eski Türk tarzının muvaffakiyetle, bugünkü binalarımızda tatbik edilmesi kabil olacağını ifade etmektedir. Haricen bina bize geniş saçakları, nisbetli boş ve dolu satıhları ile, fakat Türk karakteri olan bir bina tesiri yapmaktadır. (...) Yeni mimarimize Türk karakterini vermek için yapılan araştırmaların ve gayretlerin ne kadar yerinde olduğunu Sedad Hakkı’nın bu muvaffak olmuş eseri bize göstermektedir.” Bina, yerine apartman yapılması için yıkılmıştır, yıkılış tarihi bilinmemektedir.

Genel görünüm, 1936-1938

Salon, 1936-1938

İstanbul Üniversitesi Fen ve Edebiyat Fakülteleri, Beyazıt, İstanbul, 1942-1947
Bir üniversite binası, özellikle söz konusu olan ülkenin en köklü üniversitesiyse, kaçınılmaz olarak rejimi temsil etme görevini bünyesinde barındırır. En azından bu binayı inşa etmekle görevli, daha sonra II. Ulusal Mimarlık olarak tariflenecek 1940’lar mimarisine damgasını vuran iki büyük mimar, Sedad Hakkı Eldem ve Emin Onat, tasarım sorunsalına bu şekilde yaklaşmış olmalılar. Sedad Hakkı Eldem’in binayı millileştirmek (ya da yerelleştirmek) istediği kesindir. Ancak dönemin önemli temsili yapılarından biri söz konusuysa, yapının dev oranlara sahip olması, adeta rejimin bir güç göstergesi olarak ortaya çıkması da kaçınılmazdır. Bina, bir anlamda devasa bir Türk Evi yorumudur, denebilir. Pencere oranları, söveler, uzun saçaklar, yüksek kemerler, almaşık duvarlar ve benzeri diğer elemanlar bu projede kullanılmıştır. Bunun yanında Osmanlı anıtsal mimarisinden ödünç alınmış dev rafine edilmiş taç kapı modelleri ve uzun tonozlara rastlanır. Projedeki tarihselci yönelme oldukça fark edilir olsa da plan şeması, yani bina kullanılış biçiminin işlevsel olduğu rahatlıkla söylenebilir.

Bölümsel ön cephe, 1942-1947

Ana koridor, 1942-1947

Amfi, 1942-1947

Ankara Üniversitesi, Fen Fakültesi, Beşevler, Ankara, 1943-1945
Ankara Teknik Üniversitesi ve Rektörlük binasından oluşan projenin inşa edilmiş bölümüdür. Tamamen klasisist bir yaklaşımla tasarlanan, merkezi eksenli yerleşim planında, rektörlük de bir tapınak formunda düşünülmüştür. Bir üniversite olarak yine bir rejim temsiliyetidir. Proje Paul Bonatz tarafından “müşavir” sıfatıyla onaylanmıştır. Zaten inşa edilen kısım olan Fen Fakültesi’nin de Bonatz ile yapılmış ortak bir tasarım olduğu söylenebilir. Binanın dev anıtsal kütlesinin yanında kullanılan milli ya da yerel detaylar, milli bir Türk Evi arayışının bir diğer göstergesidir. Yüksek kemerler, revaklar ve rafine tasarımlı taç kapılar bu projede de kullanılmaktadır. II. Ulusal Mimarlık olarak tanımlanan dönem içerisine konumlandırılan bina, dünyada yükselen faşist mimarlık dalgasının bir örneği olarak kabul edilebilir.

Fen Fakültesi, giriş, 1943-1945

Fen Fakültesi, girişten köşe detayı, 1943-1945

Ankara Üniversitesi rektörlük binası projesi, ön cephe çizimi, 1943-1945

Taşlık Kahvesi, Maçka, İstanbul, 1947-1948
Sedad Hakkı Eldem’e göre planı, Amcazade Köprülü Hüseyin Paşa yalısının selamlığı ile hemen hemen aynıdır. Aynı zamanda geleneksel Türk Evi’nin temelinde modern olan tüm niteliklerinin “numunesi” olarak özel ve meşru bir konuma sahiptir, tarihin nasıl çağdaş bir potansiyel olabileceğinin kanıtıdır.Yapı gerçekten Sedad Hakkı Eldem’in on yıllardır keşfetmeye çalıştığı Türk Evi’nin “modern” özellikler taşıyan bir prototipi gibidir. Ancak bunun yanında yapıda kavramsal olarak tam bir yerinden etme söz konusudur. Zira Eldem, bir yalıyı alıp Maçka sırtlarında yüksek bir istinat duvarının üstüne konumlandırmış, bununla da kalmayıp işlevini değiştirmiş, onu bir Türk kahvesine dönüştürmüştür. Tüm bunlar bir araya geldiğinde yapı Eldem mimarlığının en karakteristik unsurlarından biri, adeta doruk noktasıdır. Taşlık Kahvesi, Swissotel’in yapımı için yıkılmış, aynı düzlükte yeri değiştirilerek ölçüleri bozulmuş halde yeniden inşa edilmiştir.

Arka cephe, 1947-1948

İç mekan, 1947-1948

Adliye Sarayı, Sultanahmet, İstanbul, 1948
1947’de, konuyla ilgili olarak açılan üçüncü yarışmada Sedad Hakkı Eldem-Emin Onat tasarımı proje birincilik kazanır. Yarışmanın jüri önerileri metninde yapının yine ciddi bir temsiliyet mekanizması içereceğine dair betimlemeler kullanılır: Yapı, “Cumhuriyet devrinin tarih boyunca yaşayacak ölmez bir abidesi” olmalıdır. Bunun yanında “muazzam”, “ihtişamlı”, “büyük”, “ahenkli”, “monumental” ve “heybetli” olmak durumundadır. Paul Bonatz’ın bu yarışmanın da jürisinde yer aldığının altını çizmek önemlidir. Tasarımda, yaratılmış bir iç sokak çevresine birimler yerleşir. Bir eksen boyunca tekrarlanan bloklar, güçlü bir düzen duygusu yaratır. Dolayısıyla yapıya modülerlik hakimdir. Bu bağlamda yapı, işlevsel modernist bir ürün olarak değerlendirilse de, Sedad Hakkı Eldem’in vazgeçemediği uzun saçaklar, düşey pencere oranları ve yüksek revaklar gibi bileşenler aslında yapının tarihselci bir canlandırma olduğuna işaret eder.Projenin bir kısmı alanda çıkan arkeolojik kalıntılar sebebiyle bitirilememiştir. Emin Onat’ın ölümünden sonra Eldem yapıyı tekrar ele alsa da herhangi bir ekleme yapılmamıştır.

Cepheden detay, 1948

İç mekan eskizi, 1948

Ön cephe çizimi, 1948

Perspektif eskiz, 1948

Maket, 1948

Hazırlayanlar: Hikaye

Hazırlayan Aslı Can, SALT Research and Programs

Kaynaklar:
Sedad Hakkı Eldem II Retrospektif, Bülent Tanju, Uğur Tanyeli
Sedad Eldem, Sibel Bozdoğan, Suha Özkan, Engin Yenal, Hans Hollein

Katkıda bulunanlar: Tüm medya
Bazı durumlarda öne çıkan hikaye bağımsız üçüncü taraflarca yaratılmış olabilir ve aşağıda listelenmiş olan içeriği sağlayan kurumların görüşlerini her zaman temsil etmeyebilirler.
Google ile çevir
Ana Sayfa
İnceleyin
Etrafımda
Profil