Düşlerin Kenti: İstanbul

Pera Museum

Suna ve İnan Kıraç Vakfı Koleksiyonu'ndan seçilmiş yapıtlarla 17. yüzyıldan 20. yüzyıl başlarına Osmanlı'da Gündelik Yaşam ve İstanbul Manzaraları

İç Mekanda Gündelik Yaşam
Kentteki gündelik yaşam sahnelerinin önemli bir bölümünü, ev yaşantısı ve bu yaşantıyı biçimlendiren kadınlar oluşturmaktadır. Kadın, Oryantalist resmin en temel konularından biridir. Doğulu kadının özel yaşam alanı olan hareme girmek arzusu, doğunun gizemine nüfus etmekle adeta eş anlamlıdır. Bu mahrem alanı dilediği gibi görememek, seyyah yazar, ressam, şair yüzlerce batılı erkeğin doğulu kadını düşlemesine ve hayalindeki bu yaşantıyı tasvir etmesine yol açmıştır. Batılı ressamlar Müslüman ailelerin evlerine girme olanağı bulamadıkları için kadınların yer aldığı iç mekân sahnelerinde modellerini genellikle gayrimüslim ailelerden seçmişlerdir. Valenciennes’li ressam Jean-Baptiste Vanmour ise bu açıdan istisnai bir örnektir. Sanatçının uzun süre Doğuda yaşamış olması, ona Avrupalılara kapalı olan bu yerlere girme olanağı sağlamıştır. Vanmour’un özellikle Türk kadınını betimlediği ev içi sahneleri meraklıları tarafından çok tercih edilmiş ve bu nedenle sanatçının İstanbul’daki atölyesinde benzer kompozisyonlar tekrar tekrar üretilmiştir. Ev içi yaşantısını konu alan resimlerde de görüldüğü gibi, Osmanlı kadınlarının gündelik hayatlarında kahve falı bakmak, çubuk içmek, yün eğirip, nakış işlemek, eve gelen çoğu yatılı konukları ağırlamak ya da hamama gitmek önemli bir yer tutardı. Sazlı ve oyunlu eğlenceler de harem kadınlarının sevdikleri uğraşlardı. Kadınlar sadece sarayda değil, aynı zamanda devlet ileri gelenlerinin ve saray çevresinin saray, konak ve yalılarında da musikiyle uğraşırdı

Osman Hamdi, Türk resmine sadece figürü değil, düşünce boyutunu da katan bir sanatçıdır ve Kaplumbağa Terbiyecisi de bu çifte yönüyle değerlendirilmelidir. Derviş, bu kalın kabuklu ve ağırkanlı kaplumbağaları, zor kullanarak değil ama ney üfleyerek ve nakkare çalarak, yani sanat yoluyla eğitecektir.

Oryantalist bir ressam sayılmasına karşılık Osman Hamdi Bey’in Doğu’ya bakışı, batılı ressamlarınkinden çok farklıdır. Resimlerindeki kadın figürleri bireysel kimliğinin ve yeteneklerinin farkında, öğrenmeye ve kendini geliştirmeye açıktırlar.

19. yüzyılın ilk yarısından bir İstanbul evinin içini yansıtan eserde, 18. yüzyıl başlarından itibaren pek çok batılı sanatçının ilgisini çekmiş olan, harem yaşantısının önemli unsurlarından kahve ve çubuk içme alışkanlıkları öne çıkmaktadır.

Resmin üstündeki 1654 tarihli açıklamada “Seçkin Türk hanımlarının evlerinden çıkmaları ya da yabancılarla tanışmaları âdet olmadığından, onlar birbirlerini evlerine davet eder, dans, komedya ve benzeri eğlencelerle oyalanırlar” yazılıdır.

Resim, sergide yer alan ve Vanmour’un İstanbul’da işlettiği düşünülen atölyesine ait, dört eserden biridir. Osmanlı evlerindeki yaşantıyı işleyen ve benzer üslup özelliklerini yansıtan, aynı boyutlardaki bu resim, usta bir atölye sanatçısı tarafından yapılmış olmalıdır.

Harem yaşamının önemli bir parçası sayılan ‘kahve ikramı’nın betimlendiği resimde son derece zengin giysiler, başlıklar ve takılar, Lale Devri kadın modasını yansıtır.

Resimde, Osmanlı âdetlerine göre düğünün ertesi günü yapılan ‘paça günü’ betimlenmiştir. Kompozisyonun merkezinde yer alan gelin, önündeki kırmızı örtüyle daha da vurgulanmıştır.

Kent ve Yaşam
İstanbul’a gelen yabancı ressamlar açısından Osmanlı İmparatorluğu başkentinin pitoresk ya da panoramik görünümlerinin yanı sıra resmedilecek bir diğer yönü de gündelik yaşamı olmuştur. 18. yüzyıldan itibaren gündelik yaşamdan sahneler batılı ressamların eserlerinde yer tutmaya başlamış, 19. yüzyılın oryantalist sanatçılarıyla daha da önem kazanmıştır. Doğunun gizemli yaşamını tuvallerinde canlandıran oryantalist ressamlar için, egzotik doğu atmosferini yansıtan mekânlarla özgün giysili Osmanlılar eşi bulunmaz konular olmuştur. Kahvehaneler, cami avluları, çeşme başları, mesireler, çarşılar gibi kamusal alanlar kentsel yaşamın en iyi izlenebildiği mekânlardır. Oryantalist ressamların gündelik yaşam sahnelerinin odağında çoğunlukla kadınlar vardır. Türk kadınını ev ortamında görme olanağını bulamayan ressamlar, onları evlerinin dışında, koçu arabalarında ya da kayıklarda yolculuk ederken, mesire yerlerinde eğlenirken, çarşıda alışveriş yaparken rahatça izleyebilmiş ve resimlemiştir. İstanbul’un kendine özgü coğrafyası da, sanatçılara deniz üstünde akıp giden yaşamla, anıtsal Osmanlı mimarisinin belirlediği İstanbul siluetini bir arada sunma olanağını vermiştir. Batılı sanatçıların İstanbul yaşantısını yansıtan eserleri Avrupa’da yayımlanan gravürlü kitaplarda da yer almış, yerli yabancı pek çok ressam bu gravürlerin yağlıboya kopyalarını yapmıştır.

Preziosi Kapalıçarşı’dan farklı görünümleri pek çok resminde işlemiştir. Batılı ressamların ilgisini çeken İstanbul’a özgü bu mekân, Edmondo de Amicis’in deyimiyle “bir bina değil bir şehirdir”.

Resmettiği insan tiplerini kendi doğal çevrelerinde, gündelik yaşamdan kesitler içinde gösteren Preziosi’nin eserlerinde, figürlerin yüz ifadeleri ya da jestleri çoğu zaman karikatürü andıran nitelikte abartılıdır.

II. Mahmud dönemi İstanbul’unda gündelik yaşama dair bu betimlemeler, daha sonra 19. yüzyılın pek çok sanatçı tarafından model olarak kullanılmıştır.

Batılılarca “Avrupa’nın Tatlı Suları“ adı verilen, İstanbul’un gözde mesire yerlerinden Kağıthane’deki bu cirit oyunu “Voyage Pittoresque” te yer alan anlatıma göre, III. Selim’in iç oğlanları tarafından oynanmaktadır.

Formis, iki öküzün çektiği koçu arabasına başka resimlerinde de yer vermiştir. 19. yüzyılda varlıklı ailelerden kadınlar tarafından kullanılan bu araba Osmanlı kadınının sokak yaşantısından bir ayrıntı olarak oryantalist sanatçıların da ilgisini çekmiştir.

İstanbul konulu resimlerinde çoğunlukla insanların kaynaştığı meydanları, pazaryerlerini, sokak görüntülerini ele alan Brest, bu resminde de manzara ile gündelik yaşamın içe içe geçtiği bir sahneyi betimler.

İngiliz elçisi Sir Philip W. Currie tarafından ısmarlanan bu resimde, elçinin bir diplomatla evlenmek üzere olan üvey kızı, düğünün yapılacağı kiliseye taşıyacak tahtırevanda gösterilmekte ve resmin arka planında, elçilik bahçesinden görülen Haliç manzarası yer almaktadır.

Zonaro, burada dönemin İstanbul yaşantısından bir enstantaneyi gözler önüne sermektedir. Sanatçının özellikle manzara resimlerinde görülen hızlı fırça tekniği ve canlı renk kullanımıyla öne çıkan izlenimci tekniği bu resmine de egemendir.

İstanbul’un hareketli deniz trafiğinin sunduğu gündelik yaşamdan sahneleri, arkada kent siluetiyle birlikte betimlediği suluboya resimleriyle tanınan Ellis’in bu eserinde de, Haliç’te “piyade” adı verilen kayıkla seyahat edenler görülür.

Sanatçı her ne kadar belirli bir olayı betimlese de, anıtsal yapıların belirlediği kent silueti önünde Liman’ın görünümü ve sürüp giden gündelik yaşam da önemli bir yer tutar.

Sanatçının özellikle manzara konulu resimlerinde ortaya çıkan izlenimci tekniğini yansıtan bu eserinde, İstanbul’un yaşantısına dair ilgi çeken konulardan biri olan balıkçılık betimlemiştir.

İstanbul Görünümleri
15 ve 16. yüzyıllarda yapılmış İstanbul görünümleri daha çok deniz atlaslarında, tarih ve coğrafya kitaplarında yer alan, figürsüz şematik çizimlerdir. 17. yüzyıldan sonra üretilen kent panoramaları, haritacı ya da mimar çizimleri olmaktan çıkıp, kentin topoğrafyasını ve doğasını duyarlıkla yansıtan manzara resimlerine dönüşmüştür. Kentin Boğaziçi’ne doğru giderek büyüdüğü 18. yüzyılda, yalnızca kuzeyden bakarak çizilen görünümler yerini Üsküdar kıyılarına ve Boğaziçi’ne uzanan daha geniş manzaralara bırakmıştır. İstanbul panoramalarında çizim için en çok benimsenen nokta Galata sırtları ve buradaki Avrupa elçilikleridir. Ancak 18. yüzyıldan sonra bir başka bakış açısı Üsküdar sırtları, Bulgurlu tepesi olmuştur. Ressamların seçtiği bu iki açı da İstanbul’un hem Haliç’e hem de Boğaziçi yönüne doğru en geniş görüntüsünü sağlar. 18. yüzyılda Avrupalılarla Osmanlılar arasında giderek gelişen ticari, diplomatik ve kültürel ilişkiler elçi heyetlerini, tüccar ve gezginleri Osmanlı topraklarına ulaştırmış ve kente gelen gezginlere eşlik eden ressamların fırçasında İstanbul, herşeyden önce yaşayan bir kent görünümüne kavuşmuştur. 19. yüzyılın oryantalist sanatçıları ise, bir önceki yüzyılın İstanbul panoramaları yerine, kentin pitoresk doğasını ve özgün mimarisini betimleyen resimlerinde, doğunun gizemli yaşamından kesitler sunmuşlardır. Bütün bu resimler, büyük imparatorlukların başkenti olmuş yüce kent İstanbul’un özgün tarihini, eşsiz doğasını, ayrıcalıklı dokusunu, anıtlarını, yaşam biçimi ve geleneklerini sergiler.

Manzaralarında, genellikle figürlere ve gündelik yaşamdan detaylara yer veren Cassas, bu eserinde Haliç’te ve Sarayburnu önlerinde yelkenliler, ticari tekneler ve köşklü saltanat kayıklarıyla deniz üstündeki canlı yaşantıyı da resme katmıştır.

Ziem’in İstanbul’u konu alan bu resmi de, kentin belgesel bir betimi olmaktan çok, kent silueti önünde, deniz üstündeki yaşamın pitoresk yönünü ortaya çıkaran bir eserdir.

The artist, who incorporated the changing light of the sun during the day and the seasons into Venetian scenes, selected İstanbul, yet another city intertwined with the sea, as a subject for this particular work.

In this painting, İstanbul is represented through a few mosque silhouettes in the background. Nonetheless, as in Ziem's Venetian scenes, the painting emphasizes the picturesque union of the city, the sea and human figures, which have been reduced to mere color stains.

Felix Ziem, Boğaz’daki canlı yaşantıyı betimlediği bu resmini İstanbul’da bulunduğu dönemde yaptığı desenleri kullanarak ülkesine döndükten sonra tamamlamış olmalıdır.

Hazırlayanlar: Hikaye

Danışmanlar: Prof. Dr. Günsel Renda ve Prof. Dr. Zeynep İnankur
Sergi Kordinatörü: Barış Kıbrıs
Dijital Adaptasyon: Irmak Wöber

Katkıda bulunanlar: Tüm medya
Bazı durumlarda öne çıkan hikaye bağımsız üçüncü taraflarca yaratılmış olabilir ve aşağıda listelenmiş olan içeriği sağlayan kurumların görüşlerini her zaman temsil etmeyebilirler.
Google ile çevir
Ana Sayfa
İnceleyin
Etrafımda
Profil