2015

Kahve Molası

Pera Museum

Kütahya Çini ve Seramiklerinde Kahvenin Serüveni

“Sihirli Meyve” olarak Etiyopya’da keşfedilen ve 15. yüzyılda Yemen’den Osmanlı topraklarına ulaşan kahve, kısa zamanda yaygınlaşmış, itibarlı bir içecek olarak sarayda ve zengin evlerinde yerini almış, etrafında ritüeller şekillenmeye başlamış ve sosyal hayatın gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır. Suna ve İnan Kıraç Vakfı Kütahya Çini ve Seramikleri Koleksiyonu’ndan yapılan bu seçki, kahve etrafında şekillenen çeşitli rutinleri, ritüelleri, ilişkileri ve kamusal alan, toplumsal rol, ekonomi gibi modernizmle bağdaştırılan kavramları, kahve kültürü ve bu kültürün gelişmesine katkıda bulunan Kütahya seramik üretimi ekseninde inceliyor. Osmanlı döneminde İznik’ten sonra en önemli seramik merkezi olan, Frig, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde de yoğun biçimde seramik üretimine sahne olan Kütahya, bu sanatı geleneksel yöntemleriyle günümüze dek yaşatmış bir kenttir. 17. ve 18. yüzyıllarda en yetkin örneklerini veren, daha sonra üretim ve çeşitliliğin azalmasıyla gerileyen Kütahya çiniciliği, 19. yüzyıl sonlarında yeniden canlanmış, İznik ve Çanakkale çiniciliği arasında bir çizgide “kent sanatı” olarak, zengin ürün yelpazesi ve sürekliliğiyle Osmanlı sanat mozaiğinin önemli parçaları arasında yer almıştır.
Kahve Tüketimi Etrafında Şekillenen Seramik Üretimi
Kahve tüketimi yaygınlaştıkça, kahve ritüeli ile ilgili malzemelerin, özellikle de fincanların, -Çin porselenlerinden de esinlenerek- üretimi artar. 16. yüzyılda İznik'te az da olsa fincan yapımının olduğu bilinse de, Kütahya'da 17. yüzyıldan önce fincan üretimine dair bir bulguya rastlanmıyor. Kütahya’da fincan üretimi 17. yüzyılda hız kazanmış, 18. yüzyılda ise şehirdeki atölyelerin tekeline geçmiştir. Bu dönemde genellikle bitkisel bezemeli veya soyut figürlerle desenlendirilmiş fincanlara tabak ve zarf da eklenir. Önceleri seramikten yapılan ve fincana yapışık şekilde duran fincan zarfları Osmanlı kültürüne aittir; tabak kullanımının ise büyük olasılıkla Batı merkezli olduğu düşünülmektedir. Kahvenin hazırlık, servis, tüketim ve saklama aşamalarında kullanılan kahve değirmeni, kahve tavası, kahve soğutucusu, cezve, ibrik ve kahve güğümü gibi malzemeler de kahve seremonisini tamamlayan diğer öğelerdir.
Kahve Piyasasından Fincan Piyasasına
17. yüzyılda kahvenin Avrupa’ya varmasıyla kahve ticareti ve üretimi de farklı bir boyuta ulaşmış, Doğulu tüccarlar kahveye olan ilginin artmasıyla yoğun bir ticaret sürdürmüşlerdir. Bu dönemde Hollandalı ve İngiliz tüccarlar da piyasaya girmiş ve kahve ithal etmeye başlamış, böylelikle 17. yüzyıl sonu 18. yüzyıl başı Doğu’dan Avrupa’ya yoğun bir kahve ihracatı gerçekleşmiştir. Bu durum fincan üretimine de yansımış, önce Çin porselenleri, 18. yüzyıldan itibaren de Avrupa’dan gelen Meissen ve Sèvres porselenleri sarayda ve zengin evlerinde yerini alınca, bu porselenlerin Kütahya üretimi benzerleri de halk tarafından kullanılmıştır.
Osmanlı’nın Sosyal Medyası: Kahvehaneler
Osmanlı’da geleneksel mekân algısını ve sosyal rolleri yeniden belirleyen mekânlar olan kahvehanelerin ilk örnekleri 16. yüzyıl başlarında Mekke, Kahire ve Şam’da ortaya çıkmış, yüzyılın ortalarında ise İstanbul’a gelmiştir. Peçevi Tarihi’nde, 1554 yılında Halep’ten gelen Hakem ve Şam’dan gelen Şems adlı iki kişinin Tahtakale’de dükkân açıp kahve satmaya başladığından söz edilir. Kısa zamanda, kahve satılan ve tüketilen yerler olarak yaygınlaşan kahvehaneler, farklı kültür seviyelerinden insanları bir araya getiren önemli sosyalleşme mekânları haline gelmiştir. Şehrin her yerinde yaygın olan kahvehaneler, 16. yüzyılda ev, çarşı ve cami üçgeninde şekillenen gündelik hayatın değişiminde önemli rol oynamış, bu mekânlara ciddi bir alternatif olmuş, her ne kadar sadece erkek sosyalliğini barındırsa da, Osmanlı kamusal yaşamının önemli bir bölümünü oluşturmuşlardır. Kahvehanelerde kendilerine yer bulamayan kadınlarsa, erkeklerin burada zaman geçirmesini fırsat bilmiş, erkekler özel alana dair pratikleri kamusal alana taşırken, onlar da evlerde kahve etrafında bir araya gelmişlerdir. Önceleri sadece bir yenilik olarak görülen, her kesimin bir arada bulunabildiği bu erkek egemen mekânlar, çok geçmeden toplumun ekonomik, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını karşılayan merkezi bir konuma gelmiştir. Sosyal olaylar, politika ve ekonomi bu mekânlarda tartışılmaya başlanmış, siyasi önemi giderek artan kahvehaneler iktidarın dikkatini çekmeye başlamıştır. Siyasi otorite, mevcut düzene bir tehdit olarak gördüğü kahvehaneleri zaman zaman yasaklama yoluna gitmiştir. Ortak bir tipoloji olanağı vermeyen kahvehanelerde, mahalle, esnaf, yeniçeri, tulumbacı, âşık ve semai kahvehaneleri en geniş grubu oluşturur. Kıraathaneler ise Tanzimat sonrası gündelik hayata dahil olmuş. Batılılaşma sürecinde toplumsal değişime paralel olarak kahvehaneler de değişmiş, geleneksel tarz, hem şekil hem de içerik olarak yerini zaman içinde batılı örneklerine bırakmıştır.
Pera Museum
Hazırlayanlar: Hikaye

Sergi Koordinatörleri: Zeynep Ögel, Ulya Soley

Dijital Adaptasyon: Bihter Ayla Serttürk

Teşekkürler: Sevinç Gök, Hürcan Emre Yılmazer, Havva Şahin, Topkapı Sarayı Müzesi, Chester Beatty Library

Katkıda bulunanlar: Tüm medya
Bazı durumlarda öne çıkan hikaye bağımsız üçüncü taraflarca yaratılmış olabilir ve aşağıda listelenmiş olan içeriği sağlayan kurumların görüşlerini her zaman temsil etmeyebilirler.
Google ile çevir
Ana Sayfa
İnceleyin
Etrafımda
Profil